“Bu akşam kendime şampiyon demezdim”: Kyrgios Dubai’de Sabalenka’yı yendi — ve her şeyin başka türlü de olabileceğini bizzat söyledi

Avatar
Salid Martik
01/01/26
Paylaşmak
   

Sergi maçı genelde ya sevimli bir atraksiyon olur ya da “herkese teşekkürler, herkes memnun” tadında özenli bir kurgu. Ama Dubai’de beklenmedik şekilde canlı geçti: Nick Kyrgios, Aryna Sabalenka’yı 6:3, 6:3 yendi; fakat maç sonrası konuşmanın tonu hiç de “kendimi kanıtladım” değildi.

Tam tersine: “Hayatta kaldım, gerçekten gerildim ve evet — o beni yenebilirdi.”

Önemli bir detay: Bu sadece bir “fan etkinliği” değil, aynı zamanda hırsların testi

Maçı 1973’teki “Cinsiyetler Savaşı”nın (Billie Jean King’e karşı Bobby Riggs) bir yeniden yapımı gibi pazarladılar. Fikir provokatif; çünkü böyle hikâyelerin etrafında anında ideolojik bir gürültü büyür.

Ve güzel olan şu: İki oyuncu da maçtan sonra sloganlarla değil, tenisle konuştu.

Kyrgios: “Sürekli baskı kurdu, ben de maksimuma çıkmak zorunda kaldım”

Kyrgios, “şovu yaptım ve çıktım” diyen biri gibi görünmeye çalışmadı. Aksine, maçın zor olduğunu, Aryna’nın büyük bir şampiyon ve “inanılmaz bir savaşçı” olduğunu birkaç kez tekrarladı.

En çarpıcı olan, itirafıydı: Ne beklemesi gerektiğini tam olarak bilmiyordu; çünkü durum alışılmadık, bağlam gürültülü, kendisi de iki yıldır turda oynamamıştı ve dönüşü onun için duygusal. Bu yüzden de sinir — açık açık söyledi.

Tüm süslü iltifatlardan daha güçlü gelen bir başka nokta:

Kyrgios, skorun göründüğünden daha yakın olduğunu ve sonucun her yöne gidebileceğini söyledi.

Yani bu “rahatça dağıttım” değil. Bu “çıktım — ve gerçekten çalışmak zorunda kaldım”.

Oyuna dair özellikle neleri vurguladı:

  • Aryna servis kırdı (break yaptı) ve bu da onun konsantrasyonunu korumasını zorunlu kıldı.
  • Onun ilk servisini etkisizleştirmeye çalıştı — ve bunu kilit başarısı olarak anlattı.
  • Onun hareketi ve vuruşlarının bazı anlarda erkekler turunun en iyilerindeki gibi göründüğünü — ve “farkın insanların alıştığından daha küçük” olduğunu söyledi.

Ve final notası da gerçekten iyi:

Onunla bir kez daha oynamak istiyor — onun “bir kez daha yeteneğini göstermesi”, kendisinin de “yedekte ne kaldığını göstermesi” için.

Bu bir lütuf gibi duyulmadı. Daha çok, maçın gerçekten ortaya çıkmış olmasına duyulan saygı gibi duyuldu.

Sabalenka: “Onunla nasıl oynanacağını görüyorum. Bana rövanşı verin”

Aryna, yenilgiden sonra “şov için oynamaya gelmiş” biri gibi görünmüyordu. Tamamen pragmatik konuştu — sanki az önce sezon öncesi zorlu bir antrenman yapmış gibiydi.

Onun ruh hâlini şöyle tarif edebiliriz: Hoşuma gitti, çok şey anladım, bir sonraki maç daha iyi olacak.

Ne dedi:

  • Nick’in bazı anlarda sıkıştığını ve gerildiğini görmek hoşuna gitti — bu alaycılık değil, tamamen sportif: “demek ki doğru baskı kuruyorum”.
  • Rallilerin seviyesinin yüksek olduğunu söyledi: fileye gelişler, kısa toplar, tempo.
  • Ve en dürüst kısmı: Bir erkeğe karşı maç başka bir tenis; daha hızlı ve daha sert, fiziksel yük açısından da “harikaydı”.

Sonrası ise, her seyircinin beklediği şey:

“Evet, tekrarlarız. Ben rövanşları severim ve kendime meydan okumayı severim.”

Bu hikâyeden kalan asıl izlenim

“Cinsiyetler savaşı” tabelasını bir kenara koyunca geriye basit bir şey kalıyor: Dünyanın 1 numarası, en medyatik ve en alışılmadık oyunculardan biriyle oynadı — ve iş sirke dönmedi.

Kyrgios, “ben kralım” diye poz kesmedi. Gerildiğini kabul etti, mücadelenin sıkılığını kabul etti, her şeyin bir anda başka tarafa dönebileceğini kabul etti.

Sabalenka ise bahaneye kaçmadı. Maçı bir problem gibi analiz etti ve hemen ikinci raundu istedi.

Ve bu, dürüstçe, böyle bir format için en iyi sonuç: “kimin kime neyi kanıtladığı” tartışması değil, tenisin oyuna saygıyı kaybetmeden şov olabileceği hissi.

Rövanşı gerçekten organize ederlerse — orada artık “ne çıkar?” değil, “nasıl adapte olurlar?” sorusu olacak. Ve bu, herhangi bir ideolojiden çok daha ilginç.

İlgili gönderiler